-
Doç.DrAhmet ÖNEN
Tarih: 30-03-2026 00:01:00
Güncelleme: 30-03-2026 00:01:00
Bu mesele şahıs meselesi değil.
Mesele, doğrudan doğruya sistem meselesidir.
Bu ulus devlet; yani ırk temeli üzerine kurulmuş ırkçı, taguti, laik dinsiz devlet bu süfyanizm deccalizm rejimi, Kürtlere en üst seviyede makamlar verebiliyor, veriyor da. Bir Kürd bakan olabiliyor, hatta daha üst makamlara da gelebiliyor. Buna bir itiraz yok. Ancak aynı sistem, o kişinin Kürt olduğunu hissettirecek, ima edecek veya ortaya koyacak en küçük bir işarete dahi tahammül etmiyor. Kürt kimliğini açıkça ifade etmesine, sahip çıkmasına, ona dair bir söz söylemesine müsaade etmiyor.
Yani bir Kürd, şahıs olarak yükselebiliyor…
Ama Kürd olarak var olamıyor.
İşte mesele tam olarak budur.
Bu laik dinsiz devlet, sistem, Kürtlüğünü ve milletinin hukukunu açıkça savunan birini o makamlara getirmez. Getirse bile orada tutmaz. Makama gelen bir Kürd ise, kendi milletine ait en küçük bir emareye, sembole, şiara dahi sahip çıkamaz hâle getirilir. Bunun somut örneklerinden biri olarak eski Sağlık Bakanı Fahrettin Koca zikredilebilir. Konya’nın Kulu ilçesinden bir Kürd olmasına ve Sağlık Bakanlığı gibi önemli bir makamda bulunmasına rağmen, en basit bir meselede dahi —örneğin e-reçete sistemine eklenen dillere Kürtçenin dahil edilmesi gibi— bir adım atılamamıştır.
Bu durum açıkça şunu gösteriyor:
Mesele şahsın gücü ya da niyeti değildir; mesele sistemin çizdiği sınırdır.
Bu noktada şu soruyu sormak gerekir:
Bir Kürd, yüksek bir makama gelmiş ama kendi milletine ait en küçük bir değere bile sahip çıkamıyorsa, o makamda kalmalı mı?
Asıl mesele de budur.
Eğer bir ağırlığı varsa, eğer toplumda bir karşılığı olacaksa, o kişi tavrını koymalıdır. Gerekirse o makamı bırakmalıdır. Çünkü susarak o makamda kalmak, bir noktadan sonra o sistemin bir parçası hâline gelmek demektir.
Öte yandan bir hakikati de görmezden gelemeyiz:
Bu ülkede yüz binlerce Kürd; öğretmen, doktor, mühendis, avukat olarak çalışmaktadır. Esnafı vardır, işçisi vardır, müteahhidi vardır. Herkes bir şekilde bu sistemin içinde yaşamak zorundadır. Bu da bizim realitemizdir.
Yani bir yandan sisteme bağlıyız, hayatımızı sürdürmek zorundayız…
Ama diğer yandan kendi kimliğimizi, değerlerimizi yaşamakta ciddi zorluklar çekiyoruz.
Benim ifade etmek istediğim şudur:
Bu kadar sistemin içine bağlıyken, acaba toplu bir sivil duruş geliştirebilir miyiz?
Eğer böyle bir duruş geliştirilecekse, bu rastgele olmaz. Parça parça, yarım yamalak da olmaz. Bunun için önce toplumun bilinçlenmesi gerekir. İnsanlar neyin ne olduğunu anlamadan, neye sahip çıkacağını bilmeden, hangi değeri savunacağını idrak etmeden hiçbir hareketin karşılığı olmaz.
Bu yüzden en başta yapılması gereken şey şudur:
Bir bilinçlenme seferberliği başlatmak.
Ama asıl soru hâlâ önümüzde duruyor:
Bu bilinçlenmeyi nasıl sağlayacağız?
Teemmel.
Doç.Dr Ahmet ÖNEN
Öğretim Üyesi
- Filistin’e, başta devlet sahibi Müslüman milletler sahip çıksın:
- Devlet ve Milliyetçilik Mabud Olursa, Din Esir Olur.
- İman Hizmeti mi, Dayatma mı? Risale-i Nur ve Kürdistan Gerçeği
- Din ile Dil Meselesi Üzerine
- Kürdistan’ın Özgürlüğü ile İslam Dünyasının Dirilişi Aynı Hakikate Bağlıdır
- Kürtlere ümmet kavramı ile karşı çıkmanın tutarsızlığı...